3 Haziran 2010 Perşembe

Geceyedir küsmelerim

Herkes karşıdan bakardı..gülümsemesi kadar sahte yarınlarına…artık öğrenmişti kalabalıklar içinde yalnız kalabilmeyi..istediği zaman kapatıyordu bütün kapılarını ve işte oldu..artık bir tek kendisi vardı kocaman dünyasında..istemediği zamanlarda gelmesiyle yalnızlığın alışmıştı bu duruma..

Bir şişenin içinde başka bir hayata mesaj olarak gidiyordu sanki..pasifiğin tam ortasında..bulması gereken,bulunması gereken başka bir hayat olmalıydı onun için..sadece onun için..ait olmaktan ziyade sahip değildi kendi hayatına..değişmek değildi istediği sahteliğine inansa da mutluydu ama sürekli yerine oturtamadığı eksik taşların varlığı,verdiği rahatsızlığı hat safhaya çıkarmıştı şimdilerde..

Dinlenemiyordu bir türlü..ne kadar yatsa da, uyusa da dinlenemiyordu bir türlü…yorgunluğun yavaş yavaş beynine ulaştığını hissediyordu..artık yorulan bedeni değil ruhuydu..ve bunu anladığında kapının eşiğinde yine içmeye yine kadehlerde kalan son rakıları tüketmeye çıkarken buldu kendini… aslında yorulan bedeni değil ruhuydu…

Sabahları uyandığında geçirdiği gecelere lanet ediyordu..dur durak bilmeden uyuşturuyordu kendini acımasızca,amaçsızca inandığı yalanlarına kahkaha partileriyle eşlik ederek…günlerini gecelerin koynuna saklarken...

Aşktan nasibini alalı çok olmuştu ve başka insanlar gibi medet ummuyordu artık sevgiliden..sanki tam boğazına bir düğüm atmıştı sevgili ne yutabiliyor ne çıkartabiliyordu...ne ağlayabiliyor ne yok sayabiliyordu.. Sevgili kahve gözlerinde yankılanırken yaşanmamışları düşünüp kuytularda üzülürken….



Anlatmak istediği ne kadar çok şey vardı oysa..konuşsa yer yerinden oynardı sanki…sanki çözebilmişti bugün ile yarının arasındaki hukuku…anlamıştı dünyanın ekseni etrafındaki hareketinin sebebini ama……
Çocukluğunu hatırlardı bazı uykusuz gecelerinde..yaşananlar olmasa da..düşler güzelmiş derdi hep kendi kendine…o kadar temizdik ki o zamanlar o kadar temizdik ki yarınları bile düşünmezdik..dertlerimiz kaybolan oyuncaklarımızdan öteye geçmezdi…o zamanlar öğrenmişti halbuki hayat kaybetmeyi… yinede yıllar geçse de üzerinden kabullenmeyi öğrenememişti bir türlü… Kaybettiğinde değeri anlaşılan şeyleri çok iyi bilirdi..çünkü değerini anladığı her şeyi kaybetmişti…ya da kaybettiği her şeyin değerini anlamıştı… Her ne kadar adı kaybetmek olsa da kazandığı parçalar da olmuştu hayata dair..mesela yalnızlık (!) …
Rüyalar…uyanmak istemezdi çoğu zaman..hep orda kalmak oranın gerçekliğine inanmak isterdi..ama hep bu dünyadaki daha gerçek bişey uyandırırdı onu..saatinin alarmı..gerçek buydu belki de doğruyu yanlıştan,iyiyi kötüden,gülümsemeyi göz yaşlarından ayıran şey bu ses kadar kesin bu ses kadar keskindi..ve o tam o sesin üzerindeydi…ve küsülen gecelere dair şarkılar dinlenirken küsülmüş gecelerin sayısı hiçte hafife alınacak derecede değildi…

İçindeki mesajı ileteceği yer belki bir kulaç sonrasıydı belki de fersahlar kadar uzak…ama gitmesi gerekiyordu artık bulması gerekiyordu ne olduğunu bilmeden aradığı şeyi..

Geldiği yerler öylesine uzaktı ki..hayat onu buralara gelmeye öylesine zorlamıştı ki geri dönmesi imkansız sokaklar bırakmıştı ardında.. Geriye gelmek istermiydi onu da bilmiyordu. Cesareti değil ruhuydu artık yanında olmayan (!)


O kadar çok alıştırmıştı ki kendini bu tek düze hayatına…kendisine gıpta edenlerin bile olduğu fakat kendisinin nefret ettiği bu hayatı öylesine benimsemişti ki bazen huzuru aramakla saçmaladığını bile düşündüğü oluyordu..ama gecelerine saklayamadığı sabahlara eriştiğinde anlıyordu dudaklarındaki gülümsemenin ne kadar kendinden uzak olduğunu…
Aslında tam olarak kendi de bilmiyordu neyin eksik olduğunu..hani mutluluğun resmini çizdiğini söyleyip tuvalini sadece beyaza boyayan ressam gibi mutluluk böyle bir şeydi işte onun için paletteki tüm renklere ve tanrının tüm yaratıcılığına rağmen bembeyaz bir tuval…
Sevmiyordu bu sessizliği çünkü sessiz kaldıkça daha çok düşünür düşündükçe daha çok içinden çıkılmaz olurdu her şey.. ve o düşünmeyi bile kaldıracak cesareti bulamıyordu ruhunda..
Gel deseydi uzaklardan bir ses ve o koşa koşa gitseydi varlığına aldırmadan, varlığına aldanmadan..sadece gitseydi…
Gidebilseydi keşke dalgaların ardından gelen sesin dinginliğine…ve o sessizlik çıkarıp alabilseydi onu tüm bu bilinmezliklerin içinden..
İhtiyacı vardı buna…yok..ihtiyaç değil..muhtaçtı bu gidişe…
Bir umudu vardı ve bir dünyası..ya biri olmalıydı gel diye seslenen, ellerinin dünyayı ve yaşamı umursamadan uzanacağı..ya da biri olmalıydı sadece onun sesini duyan….
Gözlerini kapatmıştı işte yine..sanki bir kamera varmışta yıllardır her anını kaydediyormuş gibi gözlerinin önünden geçiyordu bütün yaşanmamışlıklar..gözlerini açsa da devam ediyordu film şeridi akmaya ne kadar keşkeler varsa o kadar gözyaşı vardı…
Kararını vermişti artık keşke dememek için durdurmayacaktı hayatını ve artık düne ağlamak yarını beklemektense bugünü sadece ama sadece kendisi için yaşayacaktı artık beklenen yarınlar değil kavuşulmuş bugünler vardı (!)
Ve şimdi bunca zaman sonra kendisine bir adım daha yaklaştığını hissediyordu...(!)(…)

Anzavur(!)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder