25 Haziran 2010 Cuma

A'ya

Benimsin..
Çizgi çizgisin. İnanılmaz.
Ateş gibi gecelerde donacak kadar serinsin.
Korkutmaktasın beni.
Ve güçsüzlüğümü anladıysan, bilirsin..
Şakağımda hazır intihar sebebimsin!

Bu şehrin havasını sen belirlersin!
Bulutlar kaçar köşe bucak gülmelerinden!
Güneş en yakının.
Sanki küçük çocukların dualarını gamzelerinde taşırsın.
Bitkinsin?

Başın mı döndü gökyüzünde gezmekten ?
Tut elimi. bu kış yaza alışırsın!

Kalbi kırık adımlarla gittiğim cellat ruhlu yollardan,
Herseyi biraz zorlaştıran ‘olmayışından’ kurtar beni şimdi.
Söylemeye utanırım..
Kokularımızın seviş mediği geceler olur ya ;
O gecelerde ben hep siyah uyur, hep siyah uyanırım..

18 Haziran 2010 Cuma

rakı

İçki yasaklanabilir.
Bence mahzuru yok.
Ama rakı asla...
Çünkü takunyalılar öyle zanneder ama, aslında "içki" değildir rakı.
*
Yurt sevgisidir örneğin...
İki tek attın mı, "n'olacak bu memleketin hali?" diye endişelenmezsin aksi olsa!

Tıp bazen çaresizdir...
O ilaçtır.
Gurbete bile iyi gelir.
*
Kontörsüz muhabbettir.
Büst gibi oturan adamın bile çenesini açar, gülümsetir.
Kahkahadır.
Acısıyla tatlısıyla hatıraları kaydeden hard disk'tir.
*
Botoks'tur bir nevi.
En kaknemi bile bir başka görünür gözüne...
Çirkin kadın yoktur, az rakı vardır.
İçilir, güzelleşilir.
*
Herkesin gençlik hatası olabilir...
Bira içersin.Sonradan para kazanıp tenise başlayınca, şarap içmeyi matah zannedersin. Amerika'da TIR şoförlerinin içtiği viskinin dublesine Etiler'de TIR parası ödersin, ayrı...

Kürkçü dükkánıdır.
Döner dolaşır, gelirsin.
*
Orhan Gencebay'dır.
Entel barlarda, sosyete kulüplerinde dinlemeye utanırsın...
Ama hepimiz biliriz ki, ezbere bilirsin...
İstediğin kadar ağız burun kıvır, altın plağı hep o alır.
Tatlıses'tir.
Realite'dir.
*
Çocuktur, ağlarsın.
*
Hele beyaz "p"eynir ile "k"avun olursa sağında solunda...
Örgüttür.
PRK...
Ama bölücü değil, birleştirici örgüt.
Türk'ü de içer, Kürt'ü de, Laz'ı da, Çerkez'i de. Sor bak, Ermeni'si de, Rum'u da, Yahudi'si de.
*
AB'cidir...
Çünkü Rum öyle bir meze yapar ki, helali hoş olsun, Kıbrıs'ı veresin gelir!
*
Madem gıcıksın rakıya...
Neden balık avlıyorsun o zaman kardeşim?
Şerbetle mi yiyeceksin lüferi?
Ne anlamı var deniz börülcesinin, rokanın, radikanın, cibezin...
İnek miyiz biz?
*
Yanlış şiir okuyorsun...
Hapse giriyorsun.
(Üstüne, yanlış şair okuyorsun...)
*
Oku bak...
Ne diyor dünya güzeli Orhan Veli:
Şiir yazıyorum
Şiir yazıp eskiler alıyorum
Eskiler verip musikiler alıyorum
Bir de rakı şişesinde balık olsam...
Yılmaz Özdil

6 Haziran 2010 Pazar

Öyle bir sabah da kaybett

4 Haziran 2010 Cuma

ah be yavrum

kızılcık kızılı, papatya falı yirmibir yaşım.
yine de sana teşekkür ederim.

filmler boyunca
katilinin muamma olduğu,
bir yasak cenin utancı
bir piç sancısı
bir mut sanrısı
bir idareten müslüman tanrısı
ve bir önlenemeyen dub'ara şansı..

boynundaki koku , kadın
yan odamda !
dudaklarındaki diş darbelerine düşmüşlüğüm az değil !
vücudundaki parmak izlerinin midemi bulandırma olgusu garip değil mi ?
vapurlar o zaman lal miydi ?


vazgeçersin, kolay.
pantolonun üstünden şakalara karışmaz polis.


şimdi birşeyleri göze almamaktan mı bahsediyoruz ?
ah be yavrum.

3 Haziran 2010 Perşembe

Balzamin

gün gelip artık bana değer vermez olduğunda,
senin yanında yer alıp kendime karşı çıkacağım,
hor görüp yüz çevirdiğini gördüğüm zaman bana;
haksızlık etsen de, senin hakkını savunacağım.
en zayıf yanlarımı en iyi ben bildiğime göre,
çekinmeden açığa vurup arka çıkabilirim sana,
kusurlarımdan hangisi benim için en büyük lekeyse
beni kaybederken büyük şan kazanırsın aynı anda.
üstelik bu işte benim için de kazanç var;
çünkü seven düşüncelerim sana yöneldikçe daima,
ister istemez kendime vereceğim zararlar,
sana yarar sağlarken, kat kat yarar getirecek bana.
öyle bağlıyım ki ben sana, öyle ki benim sevgim,
sen haklı olasın diye, her haksızlığı üstlenirim...

william shakespeare

Sabaha karşı küfür yağar odama

koydugun herşey yerinde mi ?
ya da sana koydukları (m) ?
güneş tekrar doğdu işte..
kurudu yaraları (m)..
attıgın her zar en az 3 olmak zorunda mı ?

kilometrelerin arkasına sığınmaktan bıkmadın mı ?
ordaki yeni yüzlere de yukarıdan mı bakıyosun?
makyajında fazladır şimdi senin..
hala mı yüzünde? hiç ağlamadın mı ?
bence sen aslında yaşamıyosun..

sızıyo musun başkalarının yataklarında ?
aylarını hesaplıyo musun?
bak ben hatırlatayım..
9 dan sonra saymıyosun...

bütün söylediklerimi unut..
şimdi hatırla tekrar..
unut..
hatırla..
beynin (de) yalama olsun..


doğrularımızı koyalım ortaya..
ben yenilirsem boynuma ip asılsın..
onu geç.. cevap wer bu soruya..
benden önce küçüktün de..
şimdi nasılsın ?

ABS

ağlasanda fayda etmez bazen..
hayatın senden sonra kalan kısmını düzeltmeye..
giden gider...
sen kalırsın savunmasız..
uzaklardan gelen bi ezgi..
bazen tek damla göz yaşına
bazen ufacık bir tebessüme malolur
dudaklarında...
kim bilir kaç kere..
aynı senaryoyu oynamış olsa bile..
bu beden..
ağlamakla gülmeyi ortaya karşık yaptırsada hayat..
yine de kalanların adı bende saklı...!
AnzavuR

Geceyedir küsmelerim

Herkes karşıdan bakardı..gülümsemesi kadar sahte yarınlarına…artık öğrenmişti kalabalıklar içinde yalnız kalabilmeyi..istediği zaman kapatıyordu bütün kapılarını ve işte oldu..artık bir tek kendisi vardı kocaman dünyasında..istemediği zamanlarda gelmesiyle yalnızlığın alışmıştı bu duruma..

Bir şişenin içinde başka bir hayata mesaj olarak gidiyordu sanki..pasifiğin tam ortasında..bulması gereken,bulunması gereken başka bir hayat olmalıydı onun için..sadece onun için..ait olmaktan ziyade sahip değildi kendi hayatına..değişmek değildi istediği sahteliğine inansa da mutluydu ama sürekli yerine oturtamadığı eksik taşların varlığı,verdiği rahatsızlığı hat safhaya çıkarmıştı şimdilerde..

Dinlenemiyordu bir türlü..ne kadar yatsa da, uyusa da dinlenemiyordu bir türlü…yorgunluğun yavaş yavaş beynine ulaştığını hissediyordu..artık yorulan bedeni değil ruhuydu..ve bunu anladığında kapının eşiğinde yine içmeye yine kadehlerde kalan son rakıları tüketmeye çıkarken buldu kendini… aslında yorulan bedeni değil ruhuydu…

Sabahları uyandığında geçirdiği gecelere lanet ediyordu..dur durak bilmeden uyuşturuyordu kendini acımasızca,amaçsızca inandığı yalanlarına kahkaha partileriyle eşlik ederek…günlerini gecelerin koynuna saklarken...

Aşktan nasibini alalı çok olmuştu ve başka insanlar gibi medet ummuyordu artık sevgiliden..sanki tam boğazına bir düğüm atmıştı sevgili ne yutabiliyor ne çıkartabiliyordu...ne ağlayabiliyor ne yok sayabiliyordu.. Sevgili kahve gözlerinde yankılanırken yaşanmamışları düşünüp kuytularda üzülürken….



Anlatmak istediği ne kadar çok şey vardı oysa..konuşsa yer yerinden oynardı sanki…sanki çözebilmişti bugün ile yarının arasındaki hukuku…anlamıştı dünyanın ekseni etrafındaki hareketinin sebebini ama……
Çocukluğunu hatırlardı bazı uykusuz gecelerinde..yaşananlar olmasa da..düşler güzelmiş derdi hep kendi kendine…o kadar temizdik ki o zamanlar o kadar temizdik ki yarınları bile düşünmezdik..dertlerimiz kaybolan oyuncaklarımızdan öteye geçmezdi…o zamanlar öğrenmişti halbuki hayat kaybetmeyi… yinede yıllar geçse de üzerinden kabullenmeyi öğrenememişti bir türlü… Kaybettiğinde değeri anlaşılan şeyleri çok iyi bilirdi..çünkü değerini anladığı her şeyi kaybetmişti…ya da kaybettiği her şeyin değerini anlamıştı… Her ne kadar adı kaybetmek olsa da kazandığı parçalar da olmuştu hayata dair..mesela yalnızlık (!) …
Rüyalar…uyanmak istemezdi çoğu zaman..hep orda kalmak oranın gerçekliğine inanmak isterdi..ama hep bu dünyadaki daha gerçek bişey uyandırırdı onu..saatinin alarmı..gerçek buydu belki de doğruyu yanlıştan,iyiyi kötüden,gülümsemeyi göz yaşlarından ayıran şey bu ses kadar kesin bu ses kadar keskindi..ve o tam o sesin üzerindeydi…ve küsülen gecelere dair şarkılar dinlenirken küsülmüş gecelerin sayısı hiçte hafife alınacak derecede değildi…

İçindeki mesajı ileteceği yer belki bir kulaç sonrasıydı belki de fersahlar kadar uzak…ama gitmesi gerekiyordu artık bulması gerekiyordu ne olduğunu bilmeden aradığı şeyi..

Geldiği yerler öylesine uzaktı ki..hayat onu buralara gelmeye öylesine zorlamıştı ki geri dönmesi imkansız sokaklar bırakmıştı ardında.. Geriye gelmek istermiydi onu da bilmiyordu. Cesareti değil ruhuydu artık yanında olmayan (!)


O kadar çok alıştırmıştı ki kendini bu tek düze hayatına…kendisine gıpta edenlerin bile olduğu fakat kendisinin nefret ettiği bu hayatı öylesine benimsemişti ki bazen huzuru aramakla saçmaladığını bile düşündüğü oluyordu..ama gecelerine saklayamadığı sabahlara eriştiğinde anlıyordu dudaklarındaki gülümsemenin ne kadar kendinden uzak olduğunu…
Aslında tam olarak kendi de bilmiyordu neyin eksik olduğunu..hani mutluluğun resmini çizdiğini söyleyip tuvalini sadece beyaza boyayan ressam gibi mutluluk böyle bir şeydi işte onun için paletteki tüm renklere ve tanrının tüm yaratıcılığına rağmen bembeyaz bir tuval…
Sevmiyordu bu sessizliği çünkü sessiz kaldıkça daha çok düşünür düşündükçe daha çok içinden çıkılmaz olurdu her şey.. ve o düşünmeyi bile kaldıracak cesareti bulamıyordu ruhunda..
Gel deseydi uzaklardan bir ses ve o koşa koşa gitseydi varlığına aldırmadan, varlığına aldanmadan..sadece gitseydi…
Gidebilseydi keşke dalgaların ardından gelen sesin dinginliğine…ve o sessizlik çıkarıp alabilseydi onu tüm bu bilinmezliklerin içinden..
İhtiyacı vardı buna…yok..ihtiyaç değil..muhtaçtı bu gidişe…
Bir umudu vardı ve bir dünyası..ya biri olmalıydı gel diye seslenen, ellerinin dünyayı ve yaşamı umursamadan uzanacağı..ya da biri olmalıydı sadece onun sesini duyan….
Gözlerini kapatmıştı işte yine..sanki bir kamera varmışta yıllardır her anını kaydediyormuş gibi gözlerinin önünden geçiyordu bütün yaşanmamışlıklar..gözlerini açsa da devam ediyordu film şeridi akmaya ne kadar keşkeler varsa o kadar gözyaşı vardı…
Kararını vermişti artık keşke dememek için durdurmayacaktı hayatını ve artık düne ağlamak yarını beklemektense bugünü sadece ama sadece kendisi için yaşayacaktı artık beklenen yarınlar değil kavuşulmuş bugünler vardı (!)
Ve şimdi bunca zaman sonra kendisine bir adım daha yaklaştığını hissediyordu...(!)(…)

Anzavur(!)